30 Temmuz 2010 Cuma
 
Nederlands
 
 



Abonneer op onze RSS feed
Hollanda İstanbul Başkonsolosu Marco Hennis:
 
 

‘İstanbul: Renk, hareket ve çeşitlilik!’

Ali Çimen, İstanbul

Marco Hennis

Hollanda’nın İstanbul’daki başkonsolosu Marco Hennis’in Afganistan’ın başkenti Kabil’in ardından yeni görev yeri olan İstanbul’a gelmesinin üzerinden iki yıl geçmiş. 20 yıldır Hollanda adına diplomatik koridorlarda koşuyor. Daha önce aralarında Saray Bosna’nın da bulunduğu bir çok İslam şehrinde görev yapmış. Kendisiyle, ‘Hollanda Sarayı’ olarak bilinen Hollanda’nın İstanbul’daki başkonsolosluk binasında yaptığımız görüşmede hem İstanbul’u hem de iki ülke arasındaki gündemde olan meseleleri konuştuk.

Afganistan’dan sonra geldiğiniz İstanbul’u 3 kelime ile anlatın deseydim?

Deniz…Hareket…ve değişim.

Değişimden kastınız?

Nerdeyse her şey? Trafikten, yeni yapılan metro sistemlerine, olaylara bakışa kadar. Her şey süratle değişiyor. Kaldı ki değişim her zaman için iyidir. İnsanların birbirine bakışı, algılayışı da değişiyor. Değişim harekete sebebiyet veriyor.

Hollanda ile Türkiye arasındaki en keskin fark ne sizce?

Öncelikle bu ülkenin fiziki büyüklüğü.  İnanılmaz. Ve ardından tarihi. Büyük nüfusu. Eski ve büyük bir potansiyeli olan bir ülke. Özellikle tarihi. Değişik katmanlara kadar inebiliyorsunuz. Osmanlıya, oradan Selçukluya. Oradan daha da ötesine..ve bunların hepsini İstanbul’da görebiliyorsunuz. En büyük fark bu; inanılmaz bir tarihi geçmiş.

Peki ya insanlar?

Ben Türkleri ve Hollandalıları doğal partnerler olarak görüyorum nedense. Birbirlerinin gözlerinin içine bakmaktan kaçınmıyorlar. Muhataplarımızı baskı altına almak istemiyoruz ilişki esnasında ve bunu bir benzerlik olarak görüyorum. Ve tabiî ki ben pozisyonum icabı benzerlikleri arıyor, onlar üzerine odaklanıyorum. Farklılıkları öne çıkarmanın bir tartışmada ya da ilişkide işe yaramadığı aşikâr. Sonuç olarak hepimizin insanlar olarak hayattan beklentileri benzer; daha iyi bir yaşam.

Peki ya Hollanda’daki Türklerle buradakiler arasındaki farklar üzerine gözlemleriniz oldu mu?

Benim büyüdüğüm yer olan Haarlem ve çevresinde pek fazla Türk yoktu. O yüzden o kadar iyi bir gözlemci değilim. Ama tabiî ki Amsterdam ve Rotterdam’dan iyi biliyorum. Şimdi tabiî ki Hollanda’ya 40 yıl önce gelmelerini istediğimiz bu insanların bir tarihi var. Ama İstanbul’a geldiğinizde inanılmaz bir çeşitlilik görüyorsunuz bu insanlar arasında. Öyle ki bu ülkenin tamamı için geçerli. Kapadokya Karadeniz’den, orası da diğer yerlerden çok farklı. Buradaki insanlar arasında farklılık olduğu gibi Hollandalı Türkler arasında da var. Homojen bir yapıdan söz etmek zor.

Hollanda’daki Türkler sık sık gettolarda yaşadıkları için eleştiriliyor. Hatta buradakilere nazaran sanki 60’lı 70’li yıllarda donup kaldıkları şeklinde tespitler yapılıyor.

Bu konularda yorum yaparken dikkatli bir dil kullanmak lazım. Bu insanlar birlikte yaşamayı seçmiş, istemiş ya da bir şekilde mecbur kalmış olabilirler. Bir nevi etki tepki meselesi. Sonuçta büyük şehirlere geldiğinizde bazı adetlerinize, alışkanlıklarınıza bağlı kalmak isteyebilirsiniz. Bu türden tahlillerin nihai aşamada verimli olduğunu düşünmüyorum.

Buraya geldikten sonra Türkiye hakkındaki fikirlerinizde değişiklik oldu mu?

Kesinlikle. Bir kez bu şehrin dinamiklerini, buradaki tartışmaları, hayatın dinamiklerini görünce değişiyor tabi. Gelmeden önce Türkiye hakkında fazla bir şey bilmiyordum. Son iki yıldır olan bitenleri takip ediyorum. Siyaseti, lobi gruplarını, sivil toplum tartışmalarını…

Peki ne yapıyorsunuz boş zamanınızda burada, İstanbul’da? Tabiî ki varsa…

Açıkçası, böylesi güzel ve iki ülke arasındaki tarihi ilişkileri sembolize eden bir evde oturuyorsanız, çok fazla dışarı çıkmaya vaktiniz olmuyor, çok sayıda ziyaretçim geliyor! (Gülerek…) parlamenterler, iş adamları, meraklılar. Ve tabi ben de çok sayıdaki insanı İstanbul’daki bu küçük Hollanda’ya davet ediyorum. Ama vaktim olsa koşmak ya da tenis oynamak isterdim. Ya da botu olan tanıdıklarım var, onlarla boğazda gezmeyi isterdim. Ama o kadar çok görüşme, tanışma oluyor ki. Ama işimizin aslı da bu zaten. Sosyalleşmek. O yüzden şikâyetçi değilim! İnsanları tanıdıkça, daha derinlemesine bilgi sahibi oluyorsunuz ki, bu da hiç şikayet edilecek bir şey değil…

Marco Hennis

İki yıldır buradasınız sizi en çok ne şaşırttı?

İnsanlardaki çeşitlilik. İstiklale bakın, insanların yüzüne bakın! Değişik yüzler, simalar, davranış biçimleri!

Bu farklılığın ve bundan kaynaklanan dinamizmin Türkiye’nin AB yolunda bir sinerji yaratabileceğine dair yorumlar yapılıyor. Katılıyor musunuz?

Bu tamamen faklı bir konu. Daha çok siyasiler, yetkililer ve kanun yapıcılarla ilgili bir mesele, Türkiye’nin AB’ye yaklaşıp yaklaşmama meselesi. Ve tabiî ki kanunları hayata geçirmek zorunda olanlarla. En önemli mesele bu AB sürecinde. Geçtiğimiz yıllarda yaptığımız gözlemlerde şu sonuca da ulaştık; aynı zamanda, kamuoyu desteği de bu süreçte çok önemli.

Evet ama kamuoyu desteği azalıyor AB sürecine.

Evet kamuoyu yoklamaları bunu gösteriyor.

Peki neden?

Bazıları kendi kimliklerini kaybedeceklerinden korkuyor. Ya da 25 ülkeden oluşan AB’nin çok fazla talepte bulunduğunu düşünüyorlar. Bu aşamada ‘neden?’ sorusuna cevap vermek zor çünkü aynı şeyler Avrupa ülkelerinde de oluyor. Söz gelimi Hollanda’da. Kabul etmek gerekir ki, Avrupa entegrasyonu gibi böylesi önemli politik bir süreç için, için kamuoyu desteğini aynı noktada tutmak kolay iş değil. Bu aşamada yapılması gereken mümkün olduğu kadar toplumu doğru şekilde bilgilendirmek. Okullarda bile AB’nin ne olup olmadığını anlatmak, iletişim kanallarını sürekli açık tutmak, diyalogu geliştirmek. AB’nin insanları kimliğinden soyutlamak gibi bir hedefinin olmadığını anlatmak. AB, ‘farklılık içinde birlik’ projesi. AB ile ne Hollandalılar, ne Portekizliler ne de Çekler kimliklerinden soyutlandı. Herkes kendi kimliği ile yaşamaya devam ediyor. AB ile hep birlikte ama yine kendi kimliklerimizle büyümeye gelişmeye devam ediyoruz.

İstanbul’un en çok hangi bölgesini seviyorsunuz?

Nişantaşı ve Kasımpaşa’yı çok seviyorum. Tabiî ki Sultanahmet’i de.

Peki ya trafik?

'Evet, o büyük bir sorun. Geçtiğimiz hafta bizim Ulaştırma Bakanımız da buradaydı. Yapılan görüşmelerde İstanbul’un bu büyük sorunundan da bahsedildi. Bir takim planlar olduğunu da biliyorum.'

Peki elinizde İstanbul’u yönetmek gibi bir imkan olsaydı ilk yapacağınız ne olurdu?

Şehrin büyümesini kontrol altına almaya çalışırdım. Şu anki belediye başkanı da mimar ve elinden geleni yapıyor. Ama her şeyin bir sınırı var. Şehir inanılmaz derecede büyüyor. 60’larda 1 milyon kişi varken şimdi 12’ye dayanmış durumda. Sadece insanların içinde barınabileceği bir evi olması yetmez, aynı zamanda yaşanılan yerin ‘kalbi’ de olmalı. Şehrin yaşanabilirliği çok önemli. O yüzden büyüme kontrol altına alınmalı. Mesela Tophane, Sultanahmet gibi yerlerin kalbi, ruhu var. Ama gönül ister ki, şehre yeni eklemlenen yerlerin de kalbi olsa, olsaydı.

Şu meşhur ‘vatandaşlık kursu’ meselesine değinelim. Nasıl gidiyor?

Devam ediyor. Dil öğrenmek ve ülke hakkında temel bilgileri almak zorundalar. Dili öğrenmek, testi geçmek, başvuranların kendi sorumlulukları.

Peki nerde öğrenecekler bu dili burada?

Hocalar var öğreten. İlan veriyorlar. Adaylar bir şekilde kendi yollarını bulmak zorunda.

Şu ana kadar kaç kişi burada bu sınavlara girdi ve başarı oranı nedir?

İstanbul’da elli, Ankara’da da bunun iki katı kadar aday sınava girdi. Sonuçlar da gayet iyi ve tatmin edici. İnsanlar kendilerinden ne beklenildiğini bilirse, o kadar daha iyi hazırlanırlar. Sistemin işe yaradığını söyleyebilirim.

Vatandaşlık sınavı başvuruları azalttı mı?

Henüz elimizde net rakamlar ya da istatistikler yok. Cevap verebilmek için en azından bir yıl beklememiz gerekiyor.

Bu sistemin Müslüman ülkelerden, özelikle de Türkiye’den evlilik yolu ile gelenlerin önünü kesmek için icat edildiğine dair iddialar var. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?

Politikacılar, diplomatlar ya da sorumluluk mevkiinde olan kişiler spekülasyonlarla çalışmaz, çalışamaz. Spekülasyonlara değer vermeyiz işimizi yaparken. Hükümet ülkeye olan akımı yönetmeye ve gelenlerin niyetinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

Fotoğraflar: İbrahim Usta



Yorum Yaz - Yorum Oku (1)