Hengelo Belediye Meclisi Üyesi ve NIO (Hollanda İslami Yayın Kuruluşu) program yapımcısı Burhanettin Carlak: ”Gündemi etkileyen TV programlarından NOVA’nın 4 Temmuz Cuma günkü yayınında Meclis’te Gülen Hareketi ile ilgili bir araştırma başlatılması konusuna yer verildi. Yayında konunun ele alınış tarzı tarafsızlıktan ziyade suç bulmaya yönelikti. Konuyla ilgili görüşleri alınanlar genelde zaten “yanlı” kimselerdi. Yönlendirici, etkilemeye yönelik sorulardan zaten elde edilmek istenilen sonuç çıkıyor. Eleştiriden hiç bir kurum ve şahıs elbette muaf tutulamaz. Her şahıs ve cemaatte olduğu gibi Gülen Hareketinde de tasvip edip etmediklerimiz olabilir. Sırf milliyetçi bir refleksle körü körüne savunmak veya grup taassubu ile yermek doğru olmaz.
Mevcut politik atmosferde, hele hele NOVA’dan İslamiyet veya herhangi bir hareket veya cemaat hakkında pozitif bir yayın beklemek zaten saflık olur, ama biraz insaf beklemek herhalde hakkımız. Yanlışlıklara karşı da çizgimiz ne olursa olsun tavır sergilememiz bir namus meselesidir. Diyalog Akademisi adına konuşan Gürkan Çelik, belki bu kadar çekingen bir tavır yerine, hukuki bir bağı olmamakla birlikte Gülen’in görüşlerinden ilhamla hareket ettiklerini söylemeliydi (ki NOVA’nın sitesine konulan röportajın tamamında bunu zaten dile getiriyor). Aksi takdirde başka yorumlara meydan veriliyor. Özetle suçlamalara bakalım: Gülen Hareketinin amacı diyalog değil, “İslamlaştırma” imiş. Demokratik ve çoğulcu bir ülkede herhangi bir dini cemaatin kendi dini kimliğini koruması ne zamandan beri suç oluyor? Bu tabirle artık dileyen, istediği cemaati, sen İslamlaştırma yapıyorsun diye suçlayabilecek. Bunun kavram olarak analizini herkes yapmalı, lastikli yorumların önüne geçilmelidir.
SP Milletvekili Sadet Karabulut, eğitim kurumlarında sadece Türk çocuklarının bulunmasının entegrasyona aykırı bulduğunu söyledi. Değişik şehirlerde velilerin ve çoğu gönüllü eğitimcilerin sorumluluk almaları, ancak ve ancak takdir edilmesi gereken bir inisiyatif olarak görülmelidir. Bu kurumlara Türk olmayan giremez gibi ırkçı bir kural olduğunu ben bilmiyorum. Karabulut’un tutarsızlığını anlamak için, içinden geldiği DİDF’nin web sitesine bakmak yeterli: “düzeltilemeyecek kadar kötü!” Eğitim kurumlarının demokratik olmadığını söyleyenler, Jan Marijnissen’in Üçüncü Dünya Ülkelerindeki gibi despot, nasyonal sosyalist karakterinde karikatürize edilmelerine ne diyorlar?
Prof. Zürcher’e sormamız gereken soru: Sizler nasıl bir Müslümanlığa müsaade ediyorsunuz, onu bilelim de ona uyalım bari. “Biz amelde Hanefi, itikatta Maturidiyiz'” dedi Meclis'te Seyit Bey. Bu konuşmayı ona Atatürk yazdırdı. Atatürk'ün laikliği Hanefi ve Maturidi çizgidedir. Maturidi geleneği akılcılığı bilimselliğin yanına koyar. Yesevi’den, Haci Bektaş-i Veli’den gelen bir hoşgörü yorumumuz var. Hollanda’daki Müslüman toplumlar içinde Türklerin kurum ve kuruluşları özel bir yere sahiptir. Diyanet kadrosunun akademik seviyesi buna en güzel örnek. ‘Yaratılanı severiz, yaradan ötürü’ düsturumuzdur. Kimseye kafir demeyiz. Kimseye nankörlük etmeyiz, özümüz Yunus ve Mevlana’dır bizim. Yakıştırılmaya çalışılanlar yalnızca bir önyargıdan ibaret. Kısacası, “başka kapıya”.