22 ve 23 Kasım tarihlerinde Rotterdam’daki Erasmus Üniversitesi’nde düzenlenen “Barış içinde bir arada yaşamak: Günümüz dünyasında Fethullah Gülen’in barış teşebbüsleri” konulu konferansta, farklı ülkelerden gelen akademisyen ve araştırmacılar tebliğler sundu ve müzakerelerde bulundu.
Fethullah Gülen’in başlattığı diyalog merkezli hareketin takdire şayan olduğunu dile getiren Amsterdam Vrije Üniversitesi’nden emekli olan Prof. Anton Wessels, Hollanda’nın konferansa ev sahipliği yapmasının kendisine gurur verdiğini söyledi. Wessels, Gülen’in bütün dinlerde var olan güzellikleri bir arada, yeni bir sunumla kendilerine hatırlattığını kaydetti.
Ali Çimen, Basri Doğan, Yasin Yağcı - Rotterdam
Zaandam şehri Katolik Kilisesi papazı Frans van der Sar ise Fethullah Gülen’i konferans vesilesiyle daha yakından tanıma fırsatı elde ettiğini belirtti. Sar, “Gülen’in dile getirdiği diyalog, sihirli bir anahtar. Bu diyaloga Hollanda’da ihtiyacımız var. Müslüman ve Hıristiyanların yakınlaşması için bu tür konferansların sayısı artırılmalı” dedi.
İngiltere’deki Derby Üniversitesi’nden Prof. Paul Weller, “Gülen’in din ve kamu hayatı hakkındaki görüşleri” başlıklı sunumunda, Hıristiyanlığın Fethullah Gülen gibi bir şahsiyet çıkarması gerektiğine dikkat çekti.
Tariq Ramadan ile Fethullah Gülen’i kıyaslayan bir tebliğ sunan Erkan Toğuşlu, her iki ismin dile getirdiği düşüncelerde de diyalogun önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Müzakereler bölümünde, Amerika’nın önde gelen üniversitelerinde çalışmalar yapan Jerome Maryon’un dikkat çekmesi üzerine Toğuşlu, özellikle Avrupa’daki genç kuşak Müslümanlar tarafından ilgiyle takip edilen Ramadan’ın “şahadet” veya “ikrar”dan hareket ederek Müslümanlar ile Müslüman olmayanlar arasında bir diyaloga vurgu yaptığını, oysa Gülen’in diyalog anlayışının ise “hizmet” merkezli olduğunu teyit etti.
Konuşması büyük alkış alan, Birmingham City Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ian Williams ise, Gülen Hareketinin her türlü aşırılığı reddeden bir “orta yol hareketi” olduğunu söyledi.
Almanya’daki Erfurt Üniversitesi’nden Heydar Shadi, Fethullah Gülen ile Abdülkerim Suruş’un karşılaştırmasını yaptı. Müslüman düşünürleri, fundamentalist, gelenekçi ve modernist diye üç bölüme ayırmanın mümkün olacağını savunan Shadi, bu ayrım ışığında Gülen’in gelenekçi, Abdülkerim Suruş’un ise modernist olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekti. Bir soru üzerine Shadi, Gülen’in dile getirdiği düşüncelerin merkezinde maneviyatın; Suruş’un düşüncelerinin merkezinde ise sosyolojinin yer aldığını kabul etti. Bu arada söz alan Jerome Maryon, Batı’da hâlâ Suruş ve diğer bazı Müslüman düşünürlerin takiyye yaptıkları şeklinde değerlendirmelerin olduğunu; ancak bunun Gülen için geçerli olmadığını kaydetti.
Paris Dauphine Üniversitesi’nden Farhod Alimuhamedov da Türk kolejlerinin Orta Asya’da bir aydınlanma akımı başlattığını söyledi. Alimuhamedov, Gülen’den ilham alınarak kurulan okulların Orta Asya’da yakaladığı başarının, bir çeşit etnik gerginlik yaşayan Fransız eğitim sistemine model olabileceğini belirtti.
Slovak Bilimler Akademisi’nden Dr. Gabriel Piricky ise, “Ne kadar çok pencere açarsak, içeri o kadar ışık girer” diyerek, Fethullah Gülen’in çağımızda açmaya çalıştığı pencerelerle, diyalog köprüleri kurmaya gayret ettiğini ve özellikle Avrupa medyasının oluşturmaya çalıştığı ‘canavar İslam’ imajını değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Leiden Üniversitesi’nden Tineke Peppinck de hakkında master tezi yazdığı Gülen Hareketinin en çok dikkatini çeken unsurlarını, fedakârlık, insanlara hizmet ve kâmil şahsiyet oluşturma şeklinde sıraladı. “Gülen, temsil yoluyla Türkiye’yi dünyaya tanıtmayı amaçlıyor” diyen Peppinck, “Gençler, bu kaliteli rol modellerini kendilerine örnek alıyor. İnsanları etkilemek güçle olmuyor, tepeden inme ile olmuyor. Ben bu hareketten bunu öğrendim” ifadelerini kullandı.
Konferansın birinci gününün akşamında katılımcılara Diyalog Akademisi binasında bir yemek verildi. Yemekten sonra bir konuşma yapan Dr. Pim Valkenberg şunları söyledi: “Hocalık yaptığım ilahiyat fakültesinde 17 yıl önce bir diyalog merkezi kuruldu. Burada çalışacaktım. Öncelik vermemiz gereken konu, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında diyalogdu. Bunun için Müslüman bir muhataba ihtiyacımız vardı. İlişkinin, kurumsal ve kalıcı olmasını istiyorduk. Muhatap ararken, bir camiye gittik. İmamla konuştuk. Belli periyotlarla bir araya gelecektik. Ancak her toplantıya farklı biri geliyordu ve gelen kişinin bir önceki görüşmeden haberi olmuyordu. Ne bir öneri geliyor ne de mesafe alıyorduk. Çünkü İslam dünyasından buraya hep işçiler gelmişti. Entelektüel bir ilişki için muhatap yoktu. Ama 7 yıl önce birkaç bayanla tanıştım. Hem Müslüman, hem bayan, hem de entelektüel birikime sahiptiler. Üstelik onlar diyalog istiyordu. Heyecanlanıp nereli olduklarını sordum. Türk olduklarını söylediler. Diyalog çalışmaları yapan bir dernekleri olduğunu, Fethullah Gülen’in talebeleri olduklarını ifade ettiler. 10 yıl sonra ilk kez karşımıza muhatap çıkmıştı. Görüşmelerimiz başladı. Diyalog iftarlarını, ‘Hz. İbrahim’ adı etrafında yapılan sempozyumlar izledi. Her defasında orijinal bir teklifle geliyorlardı. İnisiyatifi onlar almıştı.”
Resepsiyonda yapılan konuşmalar da dikkat çekiciydi
Konferansın ikinci gününü akşamı, Rotterdam’daki Golden Tulip Otelinde verilen resepsiyonda bir konuşma yapan, İngiltere’deki Diyalog Cemiyeti’nden Özcan Keleş, Londra ve Rotterdam’da yapılan konferansların hazırlık devrelerinden bahsederek kendi hayatından misaller verdi ve bu hizmetle tanıştığı için radikal akımlardan uzak kaldığını ifade etti. Türkiye’de hizmetlerle alakalı iddialarda bulunan aşırı uçlara dikkat çeken Özcan Keleş şunları söyledi: “Bir uçta “Onlar Türkleri Hıristiyanlaştırmak istiyor” diyenler var, diğer uçta ise “Devleti ele geçirmek istiyor” diyenler. Bizler bu iki aşırı uçtakilere rağmen müspet hareket ederek çalışmalarımıza devam ediyoruz.” Özcan Keleş’in dikkat çektiği iddiaların misafirler tarafından tebessümle karşılandığı gözlendi.
Resepsiyonda söz alan diğer konuşmacılar:
Thomas Michel (Vatikan Dinlerarası Diyalog Sekreterliği)
“Bence “Hareket” yerine “Hizmet” demek daha uygun, zira hizmette karşılık beklemeden, herkese yardım elini uzatma niyeti var. Dolayısıyla “Hizmet” kelimesi, yapılan çalışmaları daha güzel tarif ediyor.
Fethullah Gülen’in cidden dahiyane bir vizyonu var: Çok sayıda genci, eğitim faaliyetlerine yönlendirdi, bunların rol modeli olarak çalışmalar yapmalarını sağladı. Yine çok sayıda işadamının sessizce ve isimleri bilinmeden bu çalışmaları desteklemesi temin edildi.
Bu faaliyetler sosyal değişimlere vesile oluyor. Özcan Keleş bu değişimlerle ilgili olarak kendi hayatından bir örnek verdi. Ben de memleketim olan New Jersey Eyaletindeki Paterson şehrinden (150 bin nüfusu olan Paterson, ABD’de Türklerin en yoğun olduğu şehirdir) bir örnek vermek istiyorum. Orada bir papaz ile görüşmüştüm. Bana şöyle dedi: “Biliyor musun, bu Türkler, iftar yemekleri, kültür merkezleri ve faaliyetleriyle buradaki toplumu değiştiriyor. Kapı kapı dolaşıp aşure dağıtıyorlar. Türkiye ve diğer ülkelere geziler yapıyorlar. Bu faaliyetler vesilesiyle daha önce hiç görüşmediğim Protestan ve Yahudilerle tanıştım ve bunlarla Türk Kültür Merkezi’nde tanıştım!
Bu örneği, karşılıksız bir hizmetin nasıl bir dönüşüme vesile olduğunu göstermek için verdim. Kapı kapı dolaşıp aşure dağıtmak, modernizmin getirdiği bencilliğe karşı çok güzel bir cevap.
Bu konferanslarda Fethullah Gülen’in ve onun teşvik ettiği kişilerin düşünce ve faaliyetlerinin entelektüel, manevi ve sosyal veçhelerini görme fırsatı oluyor. Ayrıca farklı ülkelerden gelen uzmanların, farklı tecrübe ve birikimleri sayesinde bütün bu çalışmaları daha derli toplu ve derinden anlama imkanı elde ediyoruz.
Bu konferansı düzenleyen kişilere de bencillikten uzak bir hizmetin nasıl yapıldığını gösterdikleri için teşekkür ederim.”
Prof. Karel Steenbrink (Utrecht Üniversitesi)
“Utrecht Üniversitesi’nde İslam dersleri veriyorum. Öğrencilerimle bazen faaliyetlere katılırız. Mesela iki yıl önce, Ridderkerk’teki bir camide bir şeyhin talebeleriyle tanışmıştık. Daha sonra birden farklı ortamlarda Fethullah Gülen’in ismini duymaya başladım. Önce bir profesör bana birkaç kitap verdi. Ardından Fethullah Gülen’den ilham alan İslam ve Diyalog Vakfı’ndan haberdar oldum.
Bu konferanstan sonra, bütün parçalar bir araya geldi ve artık anladım ki Fethullah Gülen, eli öpülen ve kendisine belli bir paye verilen bir şeyh değil. Fethullah Gülen insanlar içinde bir insan, ama çok etkili bir insan.
Anton Wessels (Amsterdam Üniversitesinden emekli profesör)
“Seyrettiğimiz film (İngiltere’deki Diyalog Cemiyeti’nin hazırladığı, terörizm faaliyetlerinin sebeplerini ve Gülen Hareketinin müspet çalışmalarını anlatan “Eğitim ve Diyalog yoluyla Barış” adlı 17 dakikalık film) gerçekten çok etkileyiciydi. Burada bence can alıcı soru şu: Kendilerine kötülük yapılan kişiler, bu kötülüğe karşı nasıl bir cevap veriyor, onlar da kötülükle mi mukabele ediyor?
Bir zamanlar Lübnan’da ikamet ediyordum. Bir gün binamıza bir roket atıldı. O sıralar Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman diyalogu, Hazreti İbrahim’in ortak ata olması konusu gündemdeydi. Bu roket hadisesinde de üç taraflı bir diyalog söz konusuydu. Çünkü atılan roket İsrail tarafından yapılmıştı, Hıristiyan milisler tarafından, benim de yaşadığım, Müslümanların bulunduğu bir alana atılmıştı. Evet, böylelikle farklı dinler arasındaki işbirliğini görüyoruz!
O sıralar Lübnan’da hayat cidden dehşet vericiydi. Çok sayıda, farklı milis grubu, insanları rehin alıyor veya öldürüyordu. Ben de hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlarla irtibat halindeydim. Bana şöyle bir olay anlattılar. Bir gün Katolik bir rahibe, Müslümanlar tarafından bir kontrol noktasında durdurulur. Kendisine sorulur: “Hangi hizbe mensupsun?” Kadın, Allah’ın hizbine mensup olduğuna inandığı için “Hizbullah” der ve serbest bırakılır!
Şeytan insanı nasıl aldatır? İnsanlara bazı hizmet tekliflerinde bulunur. Gülen’in önerdiği hizmetlerden farklıdır bunlar! Şeytan der ki “Bana itaat edersen, seni bir kral yaparım”, Allah ise insanı kul olmaya davet eder. İşte fark buradadır: Kime itaat edip ne olacağız, hayır mı, yoksa şer mi işleyeceğiz? Bütün peygamberler, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed bize bu soruyu sormuştur: Gerçekten hangi hizbe bağlıyız, kime hizmet edeceğiz, adalet mi yoksa kötülük hesabına mı çalışacağız?”
Prof. Ton Notten (Rotterdam Yüksek Okulu ve Leuven Katolik Üniversitesi)
“Rotterdam Yüksek Okulu’nda ve Belçika’daki Leuven Üniversitesi’nde ders veriyorum. Niçin bu toplantıya davet edildiğim ve editörler heyetine katılmam için öneri aldığım konusunda epey düşündüm. Bir cevap bulmak için konferansın organizatörlerinden Leeds Üniversitesi’nin İnternet sitesine baktım. Bu üniversitede araştırma sahamla ilgili çalışmalar yapıldığını gördüm, ancak aradığım cevabı bulamadım. Daha sonra Diyalog Akademisi’nin sitesini inceledim. Vakfın amaç ve faaliyetleri bana çok sempatik geldi. Hepsinin altına imzamı atabilirim. Bu vakıf, yukarıdan aşağıya dayatmalar yapan değil, toplumun içinden çıkan bir vakıf.
Dört ay öncesine kadar Fethullah Gülen ismini duymamıştım. Birkaç gündür öğrendiğim faaliyetler cidden çok hoş, ilham verici ve sosyal gerilimleri yumuşatıcı şeyler.
40 yıl önce Jurgen Habermas’ın “İletişime dayalı Faaliyet” teorisi konusunda doktora tezimi yapmıştım. Şimdi içimde tekrar teoloji ve diyalog çalışmalarına dönme istediği oluştu. Konuşmamın başında sorduğum sorunun cevabını sonunda bulduğumu düşünüyorum. Bu programı organize eden herkese teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.”
(Prof. Ton Notten'ın Today's Zaman'da yayınlanan, konferansla ilgili yorumu)
Prof. Simon Robinson (Leeds Metropolitan Üniversitesi)
“İlişkilerdeki niteliğe çok önem veriyorum. Beklentiye girmeden, kaliteli ilişkiler ve diyaloglar kurmak büyük bir başarıdır. Bence bu hareketin en önemli özelliği insanlarda mesuliyet duygusunu canlandırmasıdır.
Kuzey İrlanda’da bir vaiz, kilisede vaaz verirken şöyle der: “Ahir zamanda, ortalığı ağlamalar ve acılar kaplayacak, diş ve tırnakla mücadele etmek gerekecek.” Küçük bir hanımefendi der ki “Vaiz efendi, vaiz efendi, ama benim dişlerim yok”. Vaiz cevap verir: “Merak etmeyin küçük hanım, dişler tedarik edilecektir!”
Gülen cemaatinin de yaptığı şey, “diyalog dişlerini” tedarik etmektir. Bundan sonra da verimli diyalogların kurulmasını temenni ederim.”